BU haftadan itibaren resmi sitemizde yepyeni bir sayfa başlıyor. Her hafta sizler için Altınordu’muzunda görev yapan bir isim ile “Haftanın Röportajı” nı gerçekleştireceğiz. Böylelikle, ailemizin üyelerini sizlere farklı yönleriyle tanıtma imkanı bulacağız…
İlk konuğumuz, 3 sezonda 2 kupa ile 3. Lig’den PTT 1. Lig’e yükselen A Takım Teknik Direktörümüz Hüseyin Eroğlu… Eroğlu’nun “Çalışma, disiplin ve sabır” üzerine kurulu bir dünyası var… 
Bu, belki 13 yıl boyunca Almanya’da doğup büyümesinden kaynaklanıyor… 
Belki, genlerinde var… 
Ama tek bir gerçek var ki; Eroğlu, A Takımımızın başında 150. maçına doğru ilerliyor ve Türk futbolu için örnek oluşturuyor…

İşte Eroğlu’un ilginç yaşam hikayesi… Biz, virgülüne bile dokunmadan sizlere aktarıyoruz. Umarız, sizlerde bir solukta okursunuz…

BABAMDAN KAÇARAK FUTBOLCU OLDUM

“Almanya’da doğdum ve 13 yaşıma kadar da orada kaldım. Futbola, 10 yaşında gayri federe kulüplerde başladım. İçimdeki futbol heyecanını babamdan gizlediğim günlerdi… Ama 10 yaşında bir çocuk, anne-babasından gizli ne yapabilir ki, tabi ki yakalandım. Babam bir gün sahaya gelip kolumdan tuttuğu gibi beni dışarı çıkardı. O güden sonra da bizim takımda oyuncu değişikliklerini babam yapmaya başladı : ) Beni çekip çıkarıyordu, antrenör de bir başkasını sahaya sürüyordu. Babamı o dönemde anlamakta güçlük çekiyordum ama bugün geldiğim noktayı gerçekten ona borçluyum.

SADECE TEK BİR MAÇIMI SEYRETTİ

Babam her ne kadar futbolcu olmamı istemediyse de aslında bana en büyük desteği verdi. Çünkü ondan , futbolculuktan hatta teknik-taktikten daha önemli olan hayatı öğrendim. Bana çalışmayı, iş disiplinini, ahlaklı olmayı gösterdi. Elimden tuttu… Yolumu açtı… Her maça çıktığımda gözlerim tribünlerde babamı arar ama o sadece bir maçıma geldi bugüne kadar, tribünlerdeki küfürleri duyunca da çekip gitti.  Bir daha da stadın önünden geçmedi. Bugün 43 yaşındayım ve babamın, güzelliklerin olduğu bir tribünde oturup beni seyretmesini o kadar çok istiyorum ki… 

MAÇLARDA LİMONATA SATTIM

Almanya’dan Türkiye’ye, Çamdibi’ne geldikten sonra ailemiz için ayrı bir yaşam savaşı başladı. 1980’li yılların Çamdibi’sinde her yer kahvehane ve birahane… Ağabeyimle futbola tutunarak bir hayat sınavından geçtik. Şimdiki Seha Aksoy Atletizm Sahası sabah saat 07:00’de açılıyordu ve biz 06:00’da oraya gidip 1 saat idman yapıyorduk. Galiba girebileceğimiz tek çim alan orasıydı…Sonra Atatürk ve Alsancak Stadı’nı keşfettik. Limonata satarak içeriye giriyor, olmazsa stat çevresinde otoparkçılık yapıyor ve  futbolun o dayanılmaz coşkusunu, stattaki atmosferi derin derin içimize çekiyorduk ağabeyimle. Ama yine babamdan gizli gizli…

KARAR VERİLDİ: FUTBOLCU OLUNACAK

Babamın bu inadı Sıdıka Rodop Lisesi Takımı’na seçilinceye kadar devam etti ve sonra bizimle uğraşmayı bıraktı. Karar verildi; futbolcu olacaktık.  Gerçekten çok çalıştık futbolcu olabilmek için. Dilini yarım yamalak bildiğimiz kendi vatanımızda önce kendimizi ıspat etmemiz gerekiyordu. Bu bile gerçekten çok zorlu bir süreç… Liseden sonra Soma Sotes ile başlayıp devam eden bir kariyerim oldu. Şunu tüm açık yürekliliğimle söyleyebilirim ki hiçbir zaman üst düzey bir oyuncu olamadım. Ama çalışkanlığım ve disiplinimle hep vazgeçilmez oldum. Şimdi, öğrencilerime de bunu aşılıyorum…

İLK ANTRENÖRLÜĞÜM ÇAMDİBİGÜCÜ’NDE

Futbolculuğum ile birlikte eğitimimi de sürdürdüm. Ege Üniversitesi Beden Eğitim ve Spor Yüksek Okulu mezunuyum. Bu durum, her zaman ülke futbolunun fotoğrafını daha net çekmemi sağladı.  Bugün geldiğim noktanın ilk destekçisi babamsa, ikincisi ailem, üçüncüsü de eğitimdir. Prof. Dr. Mustafa Ferit Acar’ı da unutamam. Soma Sotes, Soma Linyit, Marmarisspor, Eskişehirspor, Akhisarspor ve Kemalpaşa’da toplam 13 yıl oynayıp 33 yaşında futbola veda ettim. Hemen ardından üzerimde çok emeği olan Lütfü Cihaner’in isteğiyle Çamdibi Gücü’nde antrenörlüğe başladım.

KİMSENİN ALTYAPI HAYALİ YOK

O dönemde Çamdibi Yıldız Takımı’nı çalıştırıyordum. Finalllere kadar geldik. Tam bu esnada Seyit Mehmet Özkan’ın teklifiyle Bucaspor Gençlik Geliştirme Derneği’ne geçtim. Dört sezon U15 takımını çalıştırdım. Nike Premier Cup’ta Türkiye ve Avrupa Şampiyonu olduk. Ama gözüm hiçbir zaman A Takım’da olmadı. Türkiye’deki antrenörlerin bakış açısındaki en büyük yanlış bana göre bu… Futbolu bırakan herkes önce PTT 1. Lig’de yardımcı antrenör sonra da tek sorumlu olmak istiyor. Kimsenin, altyapıda uzun yıllar çalışmak gibi bir hayali yok.

ANTRENÖRLER DERS ÇALIŞMIYOR

Türkiye’de antrenörlerin yetenekli ancak dersine fazla çalışmadığını düşünüyorum. Bu sözüm nedeniyle eleştiri alacağım ama gerçek ne yazık ki bu… Bugün, yarım saat sonra maça çıkacağı rakibinin antrenörünü tanımayanlar bile var. Yani düşünün ki; adam merak edip Googla’da bir search bile yapmamış. O antrenörün tipini, cinsiyetini, geçmişini tek kalemde hiçe saymış. Bu kadar çok değişkenin olduğu ortamda  bana göre bunları yönetemiyorsanız başarıl olamazsınız. Antrenörlük, değişkenlik yönetme sanatıdır ve bunun için SÜREKLİ, SÜREKLİ, SÜREKLİ ders çalışmak gerekiyor.

ALMANLAR GİBİ ÇALIŞIYORUZ

Evet, biz Alman gibi çalışıyoruz. Kulüpte neredeyse 24 saatimizi geçiriyoruz. Yurt dışına gidip son sistemleri yerinde inceliyoruz. Buraya dönüp onları nasıl adapte edebileceğimize bakıyoruz. Her şeyi ölçüyoruz, kontrol ediyoruz, bunun neticesinde çıkan sonuçlara göre yeni yönetim planları yapıyor raporlar hazırlıyoruz. Bunları yapmazsanız bir gün futbol sizi terk edip gider. Futbolu, düne bakarak yönetemezsiniz. Dün, tarihtir. Bugüne bakmalısınız. Bugün ise coğrafyadır. Tarihi büyük, coğrafyası küçük olmamak için çalışmak şart.

TOPLUMUMUZ NEGATİF ODAKLI

Bu noktada bakış açısı da çok önemli. Bakın, bizim toplumumuz negatife odaklıdır. 9 maç üst üste kazanırsınız, en sondaki beraberliğiniz konuşulur. Kimse mevcut durumun artıları üzerine yoğunlaşmaz. Altınordu’da biz bu yoğunlaşma üzerine çalışıyoruz. Bahane üretmiyoruz. Türkiye’de hiçbir antrenörün sahip olmadığı şartların artılarını futbola olumlu şekilde aktarmaya çalışıyoruz. Kimi zaman hata da yapıyoruz. Bu olacak… Hata, hayatın doğasında var ama biz hataya odaklı değiliz. Çalışmaya, iş disiplinine, sabra ve güvene odaklıyız.  Yaptığımız işin meyvelerini almaya başladık. Çok değil sadece 1-2 sezon sonra sistem ürettiğiyle dönen bir yapıya kavuşacak ve o zaman, bugün söylediklerimiz daha iyi algılanacak. Herkese, pozitife odaklandığı günler diliyorum“



  • U15 MİLLİ TAKIM'DA İKİ ALTINORDULU
    YİĞİT Emre Çeltik ve Abdullah Soğucak, 24 ve 26 Ekim'de Makedonya ile oynanacak iki hazırlık maçları aday kadrosuna çağırıldı.
  • TEMPOLU VE COŞKULU ANTRENMAN
    İSTANBULSPOR hazırlıklarına devam eden Altınordu'muz, bugün yaptığı idmanla çalışmalarıa devam etti.
  • ERDOĞAN SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI
    MİLLİ takımımızın eski oyuncularından, Boluspor Gençlik Geliştirme Merkezi Sorumlusu Çetiner Erdoğan, toprağa verildi.
  • İSTANBULSPOR HAZIRLIKLARI BAŞLADI
    ALTINORDU'muz 21 Ekim Cumartesi günü deplasmanda oynayacağı karşılaşmanın hazırlıklarına bugün yaptığı çalışmayla start verdi.
  • ALTINORDU'MUZDAN İSPANYA AÇILIMI
    ATHLETIC Bilbao, Atletico Madrid, Real Sociedad ve Villarreal’in üst düzey yetkilileriyle İspanya’da bir araya gelip sportif iş birliği konusunda el sıkışan kırmızı-lacivertliler, Real Madrid’in yaşayan efsanesi Roberto Carlos ile Villareal’daki genç yıldız Enes Ünal ile de önemli toplantılar gerçekleştirdi.
  • 'YILIN EN'İ U13'LERİMİZ
    U13 Ligi Türkiye Şampiyonu Altınordumuz, Sporun En’leri ödül töreninde plaketine kavuştu.
  • MİLLİ GURUR
    U17 Milli Takımımız, UEFA U17 Avrupa Şampiyonası Eleme Turu 3. Grup'taki ikinci maçında, Ermenistan'ı 4-0 yendi. Gençlerimiz Atakan Gündüz, Atalay Yıldırım, Barışcan Işık Altunbaş ve Mustafa Kaya forma şansı buldu.
  • TARİH DOLU BİR GÜN
    AFMO U19 ve U17 Takımlarımız tarihi Efes Antik kentini gezdiler.
  • EROĞLU: SON DAKİKA GOLÜ ÇOK ÖNEMLİ
    TEKNİK Direktörümüz, Fatih Aktay'ın 90 artı 4. dakikada attığı golün çıkışımızın sürmesi açısından önemli olduğunu kaydetti.
  • ALTINORDU'MUZ: 1 ADANASPOR: 1
    NEFESLERİN kesildiği maçta 1 puanı 90 artı 4. dakikada Fatih Aktay'ın golüyle aldık.